Endülüs’ün Kalbi; Düşler Şehri ‘Granada’

Yaşamını İspanya’da geçirmiş olan ünlü Meksikalı şair Francisco de Icaza'nın da dediği gibi “Hayatta Granada’da kör olmaktan daha hüzünlü bir şey yoktur.” Düşler Şehri 'Granada'

Gırnata veya Granadaİspanya’nın Endülüs bölgesinde bulunan Granada ilinin baş şehridir. Endülüs Emevileri’nden kalan El Hamra Sarayı ile ünlüdür. Müslüman ve İspanyol kültürünün iç içe olduğu, Batı ve Doğu’nun bir potada eridiği, hem dünyevi hem de ruhani zevklere hitap eden şehir Granada..

Dillere destan Al Hamra Sarayı için bile görülmeye değer bu şehir, lezzetli tapasları, flamenco şovları ve yüzyıllar öncesine dayanan tarihi mimari eserleri ile Avrupa’nın gözdelerinden birisi. İspanya’nın Endülüs Özerk Bölgesi’nde konumlanan Granada, Endülüs Emevileri’nden kalan El Hamra Sarayı ile ünlüdür. Şehir, Gırnata adı ile de anılmaktadır.

Granada, ‘Endülüs’ün Aynasıdır’ ve Endülüs’ün çoşkusunu, tutkusunu ama aynı zamanda hüznünü de taşır sokaklarında; çünkü o da tıpkı Endülüs gibi devasa, görkemli tutkulardan muzdariptir. Yaşamını İspanya’da geçirmiş olan ünlü Meksikalı şair Francisco De Lcaza’nın da dediği gibi “Hayatta Granada’da kör olmaktan daha hüzünlü bir şey yoktur.” Düşler şehri ‘Granada’…

Endülüs’ün Kalbi; Düşler Şehri ‘Granada’

Bazı şehirler ve bölgeler vardır; görmeden çok önce hayal etmeye başlarsınız. Haklarında o kadar çok şey yazılmış ve söylenmiştir ki bunlardan hangilerinin gerçek, hangilerinin üretilmiş birer efsane olduğunu gidip görmeden asla bilemezsiniz. Ve sonunda da kendi gözlerinizle gördüğünüzde önceden duyduklarınızın, okuduklarınızın bir bölümünün doğru olduğunu görürsünüz, bir bölümü ise kökten değişir. Endülüs bu bölgelerin en mükemmel örneklerinden biridir: Gitmeden hakkında çok şey bildiğinize inandığınız, hatta görmeye gerek olmayacak şekilde görmüş gibi hissettiren bir coğrafya…

Oysa Endülüs bir turist olarak ziyaret etmenin ötesinde ancak tecrübe edilebilecek bir iklimdir; topraklarında dolaşmak bir seyahatin ötesinde bir deneyimdir, tarih, kültür ve medeniyet içinde bir tür hac yolculuğudur.

Granada, Barselona’dan sonra İspanya’nın en büyüleyici şehri olarak kabul edilir. Birçok kültürel mirasa ev sahipliği yapan şehir, ülkenin en turistik şehirleri arasında yer alıyor. Şehir, Sierra Nevada dağının eteğinde, Beiro, Darro, Genil ve Monachil nehirlerinin kesişim noktasında konumlanır. 20’nci yüzyılın en önemli gitarcısı olarak bilinen İspanyol müzisyen Andres Segovia, Granada’yı;

“Tanrı’nın ruhuma müzik tohumu attığı rüya kenti” olarak tanımlar. 

‘Gelecek nesiller için zerafetin şarkısını söylemektir’…

Sanıldığının aksine Endülüs İspanya değildir ama Endülüs Avrupa Medeniyeti’nin derinliklerine inmek, onun önemli ve görece az hatırlanan bir dönemine tanıklık etmektir. Endülüs’ün ateşinden beslenmiş en önemli evlatlarından biri olan Lorca’nın dediği gibi Endülüs’te yolculuk ‘Gelecek nesiller için zerafetin şarkısını söylemektir.’ Ve o yüzden de bugün İspanya dediğimiz ve bambaşka ülkelermiş gibi farklı kültürlere ve hatta dile sahip 17 otonom bölgeden ve 2 otonom şehirden oluşan adem-i merkeziyetçi politik ve idari yapı içinde Endülüs hiç de mütevazi olmayan bir şekilde diğer bölgelere göre özeldir, önemli bir ayrıcalığa sahiptir.

Granada, Reconquista’nın sonuna yaklaşıldığı 14. ve 15. yüzyıllarda Endülüs’teki en önemli Arap-Müslüman kentiydi ve karşı konulmaz İspanyol-Hristiyan ilerleyişi önündeki son kaleydi. El-Hamra ile Endülüs’e Müslüman Araplar son ve en görkemli imzalarını attılar. Politik ve askeri olarak güçlerini neredeyse kaybetmiş olmalarına rağmen sanat ve mimari alanında medeniyetlerinin doruk noktasına ulaşmışlar ve Granada’ya öyle izler bırakmışlardır ki bugün Granada’yı hala Arap-Müslümanların yönettiğini bile düşünebilir ziyaretçileri; özellikle de El-Hamra’nın gölgesinde. El-Hamra tek başına Endülüs’teki 700 yıllık Arap-Müslüman eğemenliğini temsil eder.

Günümüzde Endülüs toplamda sekiz şehirden meydana gelir: Almeria, Cadiz, Cordoba, Granada, Huelva, Jaen, Malaga ve Sevilla. Endülüs’ün her şehri Italo Calvino’nun ‘Görünmez Kentler’’de dediği gibi ‘Anılardan gelen dalgayı bir sünger gibi çeker ve genişler.’ Endülüs’te her kentin bugün aldığı biçim itibariyle geçmişi de içeren bir ‘anlatısı’ vardır ve bu anlatılar ortak noktalara sahip oldukları kadar kendilerine has karakteristikleri de içerirler. Bu durum Endülüs’ü zenginleştirdiği gibi bölgede yer alan her bir şehrin ayrı ayrı ziyaret edilmesini de zorunlu kılar. Yine de bir seçim yapılması gerekirse bu şehirler içinde beş tanesi, Cadiz, Cordoba, Granada, Malaga ve Sevilla gerek doğal güzellikleri gerekse de tarihi ve kültürel atmosferleri ile sadece İspanya’nın ve Avrupa’nın değil dünyanın en güzel şehirleri arasında yer alırlar… Ve elbette ziyaret edilmeyi ve üzerinde düşünülmeyi hak ederler.

Kısaca Endülüs’ün Tarihi

Emevî Devleti’ne bağlı Berberî asıllı bir komutan olan Tarık bin Ziyad 710 ya da 711 yılında Cebelitarık Boğazını geçerek İber Yarımadası’na ulaşır ve bir rivayete göre geri dönüş olamaması için gemileri yakar ve ölümüne savaşır. O zamanlar İber Yarımadası Germen asıllı Vizigotların elindedir. Kısa bir süre içerisinde Vizigotlar dağılır ve İber Yarımadası Müslümanların eline geçer. 750’li yıllara kadar Emevî Devleti’ne bağlı bir valilik konumundadır. Ancak Abbasiler Emevî Devleti’ni yıkar ve neredeyse o soydan gelen tüm hanedan üyelerini kılıçtan geçirir. Bu kılıçtan geçirilme hâdisesinden kurtulanlardan biri Halife Hişam b. Abdulmelik’in torunlarından biri olan Abdurrahman b. Muaviye idi.

Önce Kuzey Afrika’ya kaçtı daha sonra 755 yılında Endülüs’e geçip burada taraftar toplayıp Emevî hanedanlığını 756 yılında kurdu. Bir taraftan bazı fitneler ve otorite boşlukları sebebiyle bir yandan da durmayan Hristiyan akınları nedeniyle bu güzel topraklar sırasıyla Endülüs Emevileri, Müluku’t-Tavaif, Murabıtlar, Muvahhidler ve en son ‘Gırnata’ da kurulan Nasriler dönemlerinden geçti. Gırnata Emirliği veya  Ahmer Devleti (Kızıloğulları Devleti), başkenti Gırnata olan bu devlet Muhavvitlerin Las Navas de Tolosa Savaşı’nda Hıristiyanlara yenilmesinin ardından 13.yüzyılın başlarında kurulmuştur. Bu devlet, İber yarımadasında en uzun hüküm süren Müslüman devlet olmuştur.

Granada’da Gezilecek Yerlerden Bazıları

Granada’ya gittim diyebilmek için olmazsa olmaz yer El-Hamra Sarayı… .. Emevi devletinin devamı olarak Nasiriler tarafından 1232 yıllarında temelleri atılmış. Çeşitli eklemelerle de günümüzdeki görkemli haline kavuşmuş. Günümüze kadar bu kadar güzel korunarak ulaşmış olması, İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri olması, o sıcağın ortasındaki havuzlar ve bahçeler… her detayı ile hayran olunacak iyi ki de gezmiş dedirtrcek bir yer El-Hamra. 

1. Endülüs’ün İncisi: El Hamra Sarayı

El Hamra Sarayı, İspanya’nın Endülüs bölgesindeki Granada kentinde yer alan, Arap mimarisinin Qalat Al-Hamra örneğinde yapılan saray ve kale yapısıdır. Saray, ilk olarak MS 889’da Roma döneminden kalan surların üzerinde küçük bir kale olarak inşa edildi.

Dünyanın yedi harikasından biri olan ve İslam medeniyetinin ulaştığı en üst seviyeyi temsil eden yapılardan biri olan El Hamra, Binbir Gece Masalları’ndaki gerçeküstü saraylara benzetiliyor. Dünyanın başka hiçbir yerinde Allah adını bu kadar çok zikreden sütun, kemer, kubbe, tavan, kapı ve duvara sahip saray bulunmaz.

İslam medeniyetinin ulaştığı en üst seviyeyi temsil eden yapılardan biri olan El Hamra, dünyada insan eliyle yapılmış en büyük eserlerden. İspanya’nın Grana’da şehrinin merkezinde yer alan sarayın temelleri, Endülüs Emevilerinin devamı olan Beni Ahmer Sultanlığı döneminde atıldı.

“Buraya İslam’ın beş şartı bilinmeden girilmez”…

Arapça’da “Kırmızı Saray” anlamına gelen El Hamra, Granada, İspanya’da bulunur. El Hamra, ismini ise duvarlarının kırmızılığından dolayı alır. Bu saray, tüm şehri ayakları altına alabilecek stratejik bir noktada konuşlandırıldı. Nasriler Devleti’nin kurucusu Muhammed Bin Ahmer’in isteğiyle, 1232 yılında temeli atıldı. Nasrililerin bölgedeki hâkimiyeti süresince ise El Hamra Sarayı daha da büyütüldü.

Şehirler Hristiyan işgaliyle ve katledilen Müslümanlarla doluyken bile sarayın yapımının durmadı. El Hamra Sarayı, önceden tespit edilmiş bir plana göre yapılmayıp çeşitli ihtiyaçlar, emirlerin şahsi zevkleri gibi çeşitli hususlar sarayın değişik biçimde gelişmesine sebep oldu. Rivayete göre, yapımı 250 yılda tamamlanan sarayın girişinde askerler, saray inşaatına girecek olanları durdurur: “Buraya İslam’ın beş şartı bilinmeden girilmez” derlerdi.

El Hamra, birbirine bağlı sayısız odalardan, geniş avlulardan oluşur. Fakat El Hamra’yı benzersiz kılan mimarideki kusursuz ahenktir. Sayısız yapıların hepsi, uyum içerisindedir. Bu saray, İslam mimarisinin o dönemde geldiği en üst noktalardan biri olarak gösterilir. Âlimler, El Hamra Sarayı’nın kubbesindeki bu minik yapıların, Hira Mağarası’ndan esinlenilerek yapıldığını düşünüyorlar.

Saraya giren konuklar, güneşin geliş açısına göre hazırlanan sultan makamında, sultanı hemen görmezdi. Arkadaki güneş gözlerini kamaştırmasından dolayı, sultan sadece bir siluet olarak görüyordu. Gelen konuğun gözleri güneş ışığına alışmaya başladıktan sonra, yavaş yavaş sultanı görmeye başlardı. Dünyanın yedi harikasından birisi olarak nitelenen El Hamra, Binbir Gece Masalları’nda betimlenen gerçeküstü saraylara da benzetiliyor.

2. Kraliyet Şapeli  

Kraliyet Şapeli, 1506 ile 1521 yılları arasında Katolik Hükümdarlar için, Enrique de Egas tarafından yapılmıştır. Tamamıyla gotik tarzda inşa edilen şapelde, Ferdinand ve Isabel ile kızları Juana la Loca ve onun eşi Felipe el Hermoso’nun figürleri yer alır, lahitleri ise mezar odasındadır. Yapının içerisinde ayrıca Ferdinand ve Isabel’in yönetimini simgeleyen objeler olarak; Isabel’in sanat koleksiyonu, tacı ve asası,  Ferdinand’ın kılıcının sergilendiği müze yer alır.

3. Flamenkonun Doğduğu Yer 

Mükemmel bir Elhamra Sarayı ve Sierra Nevada Dağları manzaraları sunan Sacromonte mahallesi, Albaicin’in doğusunda konumlanır. Flamenkonun doğduğu yer olarak kabul edilen Sacromonte’nin mağaralarında, geçmiş dönemlerde çingeneler yaşar idi. Günümüzde Sacromonte’de yaşayan çingene kalmamıştır ancak turistik filamenko gösterileri halen düzenlenmektedir. Mimari bakımından Albaicin’i andırsa da buradaki evler, mağaraların oyulmasıyla inşa edilmiştir.

4. İspanya’nın 2’nci Büyük Katedrali 

Granada Katedrali, şehrin tarihi merkezi olan Centro bölgesinde konumlanmaktadır. İspanya’daki diğer katedrallerin aksine; inşa edilmesi için Müslümanların şehri terk etmesi bekleniyordu. Katedralin yapımına, Katolik hükümdarların isteği ile Enrique de Egas’ın Gotik tarzdaki tasarımına uygun olarak 1523 yılında başlanmıştır. Katedralin inşası, ön cepheyi de tasarlayan rönesans ustası Diego de Siloe’nin yönetiminde devam etmiştir. Granada Katedrali, İspanya’nın ikinci en büyük katedralidir.

Yepyeni Bir “Sen”i Keşfedeceğin 2020 Olması Dileğiyle

Atlantik Okyanusunda Bir Camii “2.Hasan Camii”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir