Nizamiye Medreseleri

Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular zamanında kurulan, vezir Nizamülmülk'ün adıyla anılan medreselerdir.

Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular zamanında kurulan, vezir Nizamülmülk‘ün adıyla anılan medreselerdir. Merkezi ve en büyüğü, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi olup, İsfahan, Nişabur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul’da benzerleri vardır.

Nizâmülmülk, Şiî Fâtımîler’in Sünnî Abbâsîler’i ve Selçuklular’ı yıpratmak amacıyla siyasî ve askerî faaliyetlerin yanı sıra ilmî açıdan da yoğun bir propagandaya giriştikleri dönemde Ehl-i sünnet akîdesini güçlendirmek ve devletin ihtiyaç duyduğu görevlileri yetiştirmek için ülkenin her tarafında medreseler açmaya karar verdi. Bu konuda Sultan Alparslan’dan izin alan Nizâmülmülk onun devrinde ve daha sonra Sultan Melikşah zamanında Irâk-ı Arab, Irâk-ı Acem, Horasan, Mâverâünnehir, Suriye ve Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde medreseler kurdu. Bunların bir kısmı onun ölümünden sonra açılmakla birlikte Bağdat Nizâmiye Medresesi örnek alındığı için hepsi bu adla anılmıştır. Bazı tarihçiler (meselâ bk. İbn Hallikân, II, 129; Sübkî, V, 314; Süyûtî, II, 255-256), Nizâmiye medreselerinin İslâm tarihinde ilk medreseler olduğunu iddia ederlerse de bu doğru değildir.

Nizamiye Medreseleri

Nizamülmülk, Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alp Arslan ve oğlu Melikşah‘ın 1063’ten 1092’ye kadar vezirliğinden yapan, büyük bir devlet adamıdır. Orta Çağ İslam dünyasının en önemli eğitim-öğretim kurumlarından olan Nizamiye Medreselerinin kurucusu olan Nizamülmülk, 1063’ten 1092’ye kadar Büyük Selçuklu Devleti’nin vezirliğini yaptı. Sultan Alpaslan’ın Malazgirt Savaşı hariç bütün seferlerine katıldı, savaşların kazanılmasında ve devlet yönetiminde önemli bir rol oynadı.

Nizâmülmülk‘ün adından dolayı Nizamiye adını alan bu medreseler, Sünnî İslam dünyası adına ciddi tehlike oluşturan Râfızî-Bâtınî düşünceyle siyasî ve askerî sahada olduğu gibi ilmî sahada da mücadele etmek ve devlet görevlileri yetiştirmek amacıyla kurulmuş müesseselerdi. Ayrıca okumaya imkânı olmayan fakir öğrencilerin de okumalarını sağlamak için kuruldu.

Bazılarınca, Nizamiye Medreseleri’nin İslam tarihinde ilk medreseler olduğu iddia edilirse de bu doğru değildir. Zira Tuğrul Bey döneminde medreselerin varlığı bilinir. Bağdat Nizamiye Medresesi’nin dünyadaki yaygın şöhreti ve öncekilerden farklı olarak devlet himayesinde kurulması, bu fikrin ortaya çıkmasına sebep oldu

Açılan İlk Medrese

Nizâmülmülk, halkı Şiî-Bâtınî düşünceye karşı korumak ve Ehl-i Sünnet akîdesini güçlendirmek için ülkenin her tarafında medreseler açmaya karar verdi ve Sultan Alparslan’ı bu medreselerin açılması hususunda teşvik etti. Bu teşvikler neticesinde ülkenin pek çok yerinde açılan Nizamiye Medreseleri’nin en ünlüsü Bağdat Nizamiye Medresesi’dir. Burası, Nizâmülmülk tarafından yaptırılan medreselerin en meşhuru ve önemlisi olmasına rağmen en eskisi değildir. Bu medresenin plana uygun ve sağlam bir şekilde yapılması için Bağdat Amîdi Ebu Sa’d el-Kâşî görevlendirilir. Hocaların ve öğrencilerin ders okuma, yeme-içme ve barınma ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde planlanan medrese için Dicle Nehri’nin doğu yakasında uygun bir arazi seçilir ve üzerindeki meskenler istimlâk edilir. Kasım 1065’te başlayan inşaat, 60 bin dinar sarfıyla iki yılda tamamlanır.

Medresenin açılışı 22 Eylül 1067 tarihinde halifenin de katıldığı muhteşem bir merasimde oldu. Açılışa devlet erkânı, ulema ve her tabakadan halk katıldı. Ancak Nizâmülmülk‘ün, adına medreseyi inşa ettirdiği ve burada ders vermesi için daha önceden anlaştığı Ebû İshak eş-Şirâzî açılışa gelmediği gibi bütün aramalara rağmen bulunamadı da. Sonradan öğrenilir ki Şirazî, ‘bu medrese halktan gasp edilen araziler üzerinde kurulduğu’  söylentiler sebebiyle açılışa gelmemiştir.

Şirâzî’nin ilk dersi vermeye gelmemesi üzerine Ebû Sa’d’ın teklifiyle açılış dersini vermek üzere İbnü’s-Sabbağ müderris tayin edildi. Bu vazifeyi kabulde önce tereddüt etse de sonra kabul eden İbnü’s Sabbağ’ın müderrisliği 20 gün sürdü. Zira Şirâzî, Nizâmülmülk ve halifenin ricası üzerine ders vermeyi kabul ettiğinden bir müddet sonra vazifesinin başına geçti.

Nizâmülmülk, medresenin masrafları için zengin bir vakıf kurdu. Medresenin yakınında kurulan çarşıdan, arazi, hamam ve dükkânlardan elde edilen gelirler medreseye tahsis edildi. Bu vakfın gelirleri, hocaların, talebelerin ve diğer görevlilerin geçimlerine bolca yetiyordu. Nizâmülmülk tarafından hazırlanan vakfiyede Bağdat Nizamiye Medresesi’nin Şafiîler için inşa edildiği, medreseye vakfedilen arazi, çarşı ve dükkânlardan elde edilen gelirlerin de fıkıhta ve usûl-i fıkıhta Şafiî olanlara tahsis edildiği, medreseye fıkıh ve usûl-i fıkıhta Şaifî olan bir müderris, bir vaiz, bir hâzinü’l-kütüb, bir mukrî’ (Kur’ân-ı Kerîm hocası) ile Arap dili ve grameri öğretecek bir hoca tayin edileceği belirtiliyordu. Ayrıca ferrâş ve kapıcılar da Şafii olmalıydı.

Medresede Verilen Dersler ve Eğitim-Öğretim

Medresede genellikle dinî ilimler okutulmaktaydı. Okutulan başlıca dersler: Kur’ân-ı Kerîm ve ilimleri, Hadis, Şafii fıkhı ve usulü (İslam Hukuku Metodolojisi), Eş’arî kelamı, Arap dili ve edebiyatı, vaaz, matematik ve İslam miras hukuku.

Hocalar, derslerini öğrencilerin bulunduğu yerden daha yüksek bir kürsüde verirlerdi. Ders saatleri mevsimlere, dersin niteliğine ve hocaların ilmî mertebesine göre değişirdi. Dersler hafta boyunca öğleden önce başlar öğle, ikindi ve yatsı namazlarından sonra da devam ederdi. Eğitim dili Arapçaydı. 20 yaşını doldurmuş öğrencilerin girebildiği medresede eğitim süresi 4 yıldı.

Medresenin Gözden Düşmesi

Medrese, Nizâmülmülk ve çocuklarının vefat etmesinden sonra hızla geriledi. Bu gerilemede çok farklı iki sebepten oluşmuştur. İlk neden, Halife Mustansır’ın Nizamiye kadar ünlü olması için kurduğu Mustansıriyye Medresesidir (21 Nisan 1234). Nizamiye öğrencileri halifenin himayesi altında olan bu medreseyi tercih etmesi, Nizamiye Medresesi’ni ikinci plana itti. İkinci neden de, sel ve yangınlardan dolayı medresenin tahrip görmesidir…

1110 yılında yangından dolayı tahrip olup yıkıldı ise de tekrar inşa edildi.Daha sonra Dicle Nehri’nin taşması yüzünden 3 kere (1243, 1249 ve 1254) yıkılan Nizamiye Medresesi tekrar yapıldı. 1272’de çıkan yangında hem medrese hem de çevresinde bulunan çarşılar tahrip oldu. Cüveynî vakıf gelirleri ile medreseyi tekrar inşa ettirdi. Nizamiye Medresesi muhtemelen XV. yüzyılın sonunda veya XVI. yüzyılın başında ortadan kaybolmuştur.

Nizamiye Medreseleri’nin Tarihteki Önemi

Nizamiye Medreseleri devrin siyasi, ilmi ve dini hayatı üzerinde çok büyük etki yarattı. Şöhreti bütün İslam dünyasına yayıldı ve bu sebeple alimlerin, fakihlerin ve vaizlerin kıblegahı oldu. Nizamiye Medresesi’nin kazandığı şöhretten sonra bir çok sultan, halife ve devlet adamı Nizâmülmülk’ün yolundan giderek kendi adlarına medreseler inşa ettirdiler. Nizamiye Medreseleri dini ilimler ve özellikle Şafiî fıkhının gelişmesine önderlik etti. Hilaf, usûl ve kelam ilimlerinde büyük gelişmeler sağlandı. Bu konularla ilgili çok sayıda kitap telif edildi. “Eh-i sünnet” itikadı yayılırken Şiî-İsmâîlî akidenin yayılmasına karşı set çekmiş oldu.

Nizamiye Medreseleri, tarihte “eğitimde şans ve fırsat eşitliği” sağlaması bakımından önemli kurumlardır. O zamanlar yükseköğretim maddî problemi olmayan, kolayca kitap satın alabilen ve çeşitli yerlerde araştırma yapabilenlerin tarafından yapılırdı. Devlet, medreseleri “yatılı ve burslu” bir eğitim kuruluşu haline getirmekle öğretimde imkân ve fırsat eşitliğini sağlama çalışmalarına girişmiş oluyordu.

Nizamiye Medreseleri planı teşkilat ve müfredatıyla medreseler tarihinde bir dönüm noktası teşkil etti. Nizamiye’den önce kurulmuş olan medreseler özel kuruluşlar olduğu halde Nizamiye Medreseleri devlet himayesindeki birer kamu müessesi olarak ortaya çıktı. Nizamiye’den önce kurulan medreselerin özel bir amacı yoktu. Fakat Nizamiye Medreseleri’nin dini ve siyasi bir hedefi vardı. Nizamiye’den sonra kurulan medreselerde aynı amaçlarla kurulmaya başlandı ve Irak’ta, İran’da, Suriye’de ve Mısır’da kurulan birçok medresenin, her birinin siyasi veya dini hedeflerine göre belirlenen bir çalışma programı oldu. Bu medreselerde yetişen öğrenciler Sünnî İslam dünyasını tehdid eden Şii-Bâtınî düşüncenin yerleşmesine engel oldular. Kuzey Afrika ve Endülüs’te akli ve dini her çeşit yeniliğe karşı çıkan eğitim kurumları da Nizamiye Medreseleri’nden etkilendi.

Açılan Diğer Medreseler

Nîşâbur Nizâmiye Medresesi

İnşa tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. İlk Nizâmiye medreselerinden biri olan bu medreseyi Nizâmülmülk’ün İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî adına yaptırdığı, Cüveynî’nin burada yirmi yıldan fazla ders verdiği rivayet edilir. Cüveynî’nin, Sultan Alparslan’ın saltanatının ilk yıllarında kurulduğu anlaşılan (İbn Hallikân, III, 167) Nîşâbur Medresesi’ndeki derslerine 300-400 öğrencinin devam ettiği kaydedilmektedir (İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 249). Gazzâlî, Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin oğlu Ebû Nasr Abdürrahîm el-Kuşeyrî ve Muhammed b. Ahmed el-Mervezî, Cüveynî’den sonraki müderrisler arasında zikredilebilir.

İsfahan Nizâmiye Medresesi

Nizâmülmülk bu şehirde Mescid-i Cum‘a’nın yanında güzel bir medrese yaptırmış, masraflarını karşılamak üzere zengin vakıflar tahsis etmiş, müderrisliğine Merv’de vaazını dinleyip etkilendiği Ebû Bekir Sadreddin Muhammed b. Sâbit el-Hucendî’yi tayin etmiştir. Hucendî müderrisliğin yanı sıra vakfın mütevellisi olarak da görev yapıyordu. Hucendî ailesinin çoğu Sadreddin lakabıyla anıldığı için bu medrese Sadriyye ismiyle de tanınmıştır. Aynı aileden Fahreddin Ebü’l-Meâlî ile Ebû Saîd b. Ebû Bekir de burada müderris olarak görev yapmıştır. Muhtemelen Bağdat Nizâmiye Medresesi’yle aynı tarihlerde inşa edilen bu medresenin büyük bir kütüphanesi bulunduğu ve VIII. (XIV.) yüzyılda faal olduğu belirtilmektedir.

Belh Nizâmiye Medresesi

Yine Nizâmülmülk’ün yaptırıp Ebü’l-Kāsım Abdullah b. Tâhir’i müderris tayin ettiği bu medrese 548’de (1153) Oğuz istilâsı sırasında tahrip edilmiştir. Edip ve şair Reşîdüddin Vatvât bu medresede okumuştur.

Musul Nizâmiye Medresesi

Musul Nizâmiyye Medresesi ile Cezîre-i İbn Ömer Medresesi’nin aynı medrese olması muhtemeldir. Ebû Şâme, Cizre’deki (Cezîre-i İbn Ömer) medresenin güzel bir medrese olduğunu ve Nizâmülmülk’ün “Radıyyü emîri’l-mü’minîn” lakabından dolayı Radıyyüddin Medresesi adıyla anıldığını kaydeder (Kitâbü’r-Ravżateyn, I, 98). Kadı Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed el-Mevsılî eş-Şehrezûrî 586’da (1190) vefatına kadar burada müderrislik yapmış, Kadı Ebû Bekir Muhammed b. Ali el-Hâlidî es-Sedîd ile Ebü’l-Abbas Ahmed b. Nasr el-Enbârî ed-Dünbelî de burada ders vermiştir (Nûrullah Kisâî, s. 245 vd.). Medresenin mermer mihrabı günümüze intikal etmiştir (Saîd ed-Dîvecî, s. 344).

Büyük Selçuklu Devleti’nin Veziri: Nizâmülmülk Kimdir?

Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı: Melikşah Kimdir?

Uyanış: Büyük Selçuklu 28 Eylül Pazartesi TRT 1’de!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir