Ordan BurdanYaşam

Miraç Gecesinde Ne Oldu? Peygamberimizin Anlatımı İle Miraç

Miraç kandili nedir? Miraç gecesinde neler yaşanmıştır? Miraç kandilinin önemi ve faziletleri nelerdir?

Miraç kandili nedir? Miraç gecesinde neler yaşanmıştır? Miraç kandilinin önemi ve faziletleri nelerdir?

Miraç Nedir?

Miraç, göğe çıkma, yükselme, Hazret-i Muhammed (sallâllâhu aleyhi ve sellem’in) göğe çıkarak Allâh Teâlâ ile görüşmesi anlamına gelmektedir.

Miraç Gecesi…

Recep ayının 27.  gecesine Miraç gecesi denir. Miraç kelime anlamı itibariyle göğe çıkma, yükselme anlamlarına gelir. İsra ve Miraç hâdisesi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hicretinden 18 ay evvel vukû bulmuştur. Miraç hadisesi, Peygamber Efendimiz’in Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya oradan da Allah’ın huzuruna yükseldiği hadiseye denir. Peygamber Efendimiz bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla birlikte hiç bir kulun ulaşamayacağı manevi alemlere varmıştır. İşte bu gece her yıl Miraç Kandili olarak idrak edilir.

Hak Dostları tarafından Miraç gecesinin Kadir gecesinden sonra en faziletli gece olduğu söylenir.

İsra ve Miraç olarak ifade edilen bu ilahi ikram, bütün beşeri perdeler kaldırılarak idraklerin ötesinde ve tamamen ilahi ölçülerle gerçekleşen bir lütuftur. Mesela, beşeri manada mekan ve zaman mefhumu ortadan kalkmış milyarlarca insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir yolculuk ve sayısız müşahedeler, bir saniyeden daha az bir zaman içerisinde vuku bulmuştur.

Miraç Gecesinin Anlatan İsra Suresi

Hak Teala buyurur:

“Kulunu (Muhammed aleyhissalâtü vesselâm’ı) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (el-İsrâ, 1)

Ayet-i kerime, ifade ettiği mühim ve şaşılacak işlerin ehemmiyetine dikkat çekmek üzere tenzih ile başlamıştır. Müfessirlerin beyanına göre سُبْحَانَ, Cenâb-ı Hakk’ın, noksan sıfatlardan tam bir şekilde münezzeh olduğunu ifâde eder. Ayrıca Hakk’ın harikulade sanatı karşısında hayret ifadesi olarak da kullanılmaktadır. Aynı zamanda mühim tesbihattandır.

Peygamber Efendimizin Anlatımı İle Miraç

Kâinâtın Efendisi Sertâc-ı Enbiyâ aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz bu hâdiseyi şöyle anlatırlar:

“Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim. Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak’tı. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl aleyhisselâm beni götürdü. Dünyâ semâsına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.

  • Gelen kim? denildi.
  • Cibril! dedi.
  • Beraberindeki kim? denildi.
  • Muhammed aleyhissalâtü vesselâm dedi.
  • Ona Mîrâc dâveti gönderildi mi? denildi.
  • Evet! dedi.
  • Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir! denildi ve kapı açıldı.
  • Kapıdan geçince, orada Hazret-i Adem aleyhisselâm’ı gördüm.
  • Bu babanız Adem’dir! O’na selam ver! denildi.
  • Ben de selam verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana:
  • Salih evlat hoş geldin, salih peygamber hoş geldin!” dedi.

Sonra Hazret-i Cebrail beni yükseltti ve ikinci semaya geldik. Burada Hazret-i Yahya ve Hazret-i İsa aleyhimesselam ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı. Sonra Cebrail beni üçüncü semaya çıkardı ve orada Hazret-i Yusuf aleyhisselam ile karşılaştık. Dördüncü kat semada Hazret-i İdris aleyhisselam ile, beşinci kat semada Harun aleyhisselâm ile, altıncı kat semada ise Hazret-i Musa aleyhisselam ile karşılaştık.

  • Salih kardeş hoş geldin, Salihli peygamber hoş geldin! dedi. Ben onu geçince, ağladı. O’na:
  • Niye ağlıyorsun?  denildi.
  • Çünkü, benden sonra bir delikanlı peygamber oldu, O’nun ümmetinden cennete girecek olanlar, benim ümmetimden cennete girecek olanlardan daha çok! dedi. Sonra Cebrail beni yedinci semaya çıkardı ve İbrahim aleyhisselam ile karşılaştık. Cebrail aleyhisselam:
  • Bu, baban İbrahim’dir; ona selam ver! dedi.
  • Ben selam verdim; O da selamıma mukabele etti. Sonra:
  • Salih oğlum hoş geldin, Salihli peygamber hoş geldin! dedi. Daha sonra bana:
  • Ya Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de cennete çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” demekten ibarettir. dedi. Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrâîl aleyhisselâm bana:
  • İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır! dedi.” Burada dört nehir vardı: İkisi batını nehir, ikisi zahiri nehir.
  • Bunlar nedir, ey Cibril? diye sordum. Cebrail aleyhisselâm:
  • Şu iki batını nehir, cennetin iki nehridir. Zahiri olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır! dedi…”[2]

(Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)

Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâîl aleyhisselâm:

  • “Ey Allâh’ın Rasûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi. Rasulullâh sallallahu aleyhi ve sellem:
  • “Niçin ey Cibril?” diye sordu. O da ceva ben:
  • “Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..” dedi. (Râzî, XXVIII, 251)

Peygamberimizin Allah Teala İle Görüşmesi

Artık bundan sonraki yolculuğa Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem yalnız devam etti. Kendisine harikulade tecelliler lutfedildi. Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle müşerref oldu. Bu yolculuktaki derinlikliklerinde layıkıyla ifadeye dökülmesi, hayal ötesi bir hakikati, beşer idrakinin çerçevesine sığdırmaya çalışmak gibi zor bir keyfiyettir. Hakikati ve asıl mahiyeti Allâh ile O’nun Habibi arasında ebedi bir sır olarak kalan muhteşem tecelliler, tamamen “alem-i gayb” şartları dahilinde tahakkuk etmiştir.

Bununla birlikte, Allâh ile O’nun yüce Peygamberi arasındaki bu muhteşem esrar tecellisi, vahye muhatab olanlara Rabbin sonsuz kudret, azamet ve saltanatını sergilemektedir. Ayrıca Mirac hadisesi, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in son olarak Taif’te maruz kaldığı zulümler neticesinde kalbini dolduran hüznü, sürura tebdil etmek maksad-ı ilâhîsine de matuftur.

Aslında zaman ve mekan kaydı dışında gerçekleşen bu ilahi tecellinin, insan müfekkiresi için tamamının kavranması imkansızdır. Böyle beşer idrakini aşan hassas ve müstesna mevzularda muhayyileyi zorlamak menedilmiştir. Hasılı, Peygamber Efendimiz (sas), bütün peygamberler hakkında vaki olan ilahi lütufları aşan müstesna bir ikram-ı ilahi ile Miraç’ta Zat-ı Uluhiyyet’e mahsus zamansız ve mekansız bir alemde: “(Muhammed Mustafâ ile Rabbinin) araları, iki yay arası kadar, ya da daha yakın oldu.” (en-Necm, 9) diye bilinen bir tecellîye muhâtab olmuştur.

Miraç Gecesi İkram Edilen Üç Şey:

1. Namaz:

Mîrâc’daki en mühim hususlardan biri, beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın tavsiyeleriyle Cenâb-ı Hakk’a mürâcaat etmiş ve başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan namaz, beş vakte indirilmiştir. Bununla birlikte Cenâb-ı Hak, bire on vererek, beş vakti kılana elli vaktin ecrini ihsan edeceğini bildirmiştir. Daha sonra Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:

  • Her kim bir hayır işlemek ister de onu yapamazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevap yazılır, yaptığı takdirde ise on sevap yazılır.”
  • “Her kim de, bir kötülük yapmak ister, ancak onu yapmazsa, kendisine günah yazılmaz. Şâyet o kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!” (Müslim, Îman, 259)

 

2. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e hitâben:

“Peygamberlerden hiçbiri Sen’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de Sen’in ümmetinden evvel cennete girmeyecektir!” diye buyrulmuştur. (Râzî, XXVIII, 248)

3. Bakara Sûresi’nin son iki âyet-i kerîmesi vahyedilmiştir.

Müslim’de rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: “Rasûlullâh (s.a.s) (Mîrâc’da) üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin sonu ve ümmetinden şirke düşmeyenlere büyük günahlarının affedildiği haberi” (Müslim, Îman, 279)

Bununla birlikte Mîrâc’daki vahyin tafsîlât ve keyfiyetini ancak Allâh ve Peygamberi bilir. Burada âşikâr olan, Allâh Rasûlü (sas) Mîrâc’daki tecellîleri bir hayâl olarak değil, kalp ve vicdânının da tasdîk ettiği bir hakîkat olarak müşahede etmiş olduğu keyfiyetidir. Yani: “Muhammed Mustafâ’nın) gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı. (Ey inkârcılar!) O’nun gördükleri hakkında şimdi kendisiyle tartışacak mısınız?” (en-Necm, 11-12)

Miraç Gecesinin Önemi Ve Fazileti

Miraç Kandili’ni ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Çünkü bu gece Peygamber Efendimize ve ümmetine“namaz” hediye edilmiştir. Beş vakit namaz farz kılınmıştır. Peygamberimize (s.a.v) “Peygamberlerden hiçbiri Sen’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de Sen’in ümmetinden evvel cennete girmeyecektir!” müjdesi verilmiştir. (Râzî, XXVIII, 248)

Miraç gecesine özel ibadet bulunmamaktadır. Fakat gündüzünde oruçlu olmanın, geceyi nafile ve kaza namazları ile eda etmenin ecri büyüktür. Bu geceye özel toplanıp, cemâatle namaz kılınması bid’at sayılmaktadır. Zaten, Terâvihten başka hiçbir nâfile namazın, çağrışarak cemâatle kılınması sünnet değildir, mekrûh sayılır. Ancak bir yerde bulunan, iki üç kimsenin bu gibi namazları cemâatle kılmaları câiz görülmüştür. (İslâm İlmihali, Ö. Nasuhi Bilmen sh: 207)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu